Aşkın Kavurduğu Güneş – Zeki Müren

tarihinde yayınlandı

 

 

Her güftede, her bestede çağlardı sesi

Her nağmede gök kubbeyi dağlardı sesi

Emsalini ilham edecek benzeri yok

Alemleri ahretlere bağlardı sesi

Yılmaz Karakoyunlu

 

Herkesin içinde karşıt güçler vardır.      

Karanlık ve aydınlık.

Lao Tzu’nun “Dao De Jing” adlı eserinden

 

En büyük sanat, başkalarını mutlu etmektir.

P.T. Barnum

 

Sevmek yaşamak demek.

İnsanın dünyaya geldiğine ısınmak demek.

En güzeli candan sevebilmek.

Gönülden sevebilmek ve de gerçek sevebilmek.

Zeki Müren

 

İÇİNDEKİLER:

 

Önsöz…

I. Bölüm

Bir Sanatkar Doğuyor…

İlk Radyo  Konseri ve Perde Arkası…

 

II. Bölüm

Beklenen Şarkı….

Berrin ve Küçük Çiftlik Gazinosu…

 

III. Bölüm

Zeki Müren ve Müzeyyen Senar 1…

Radyo ve Zeki Müren

Sahne ve Zeki Müren…

 

IV. Bölüm

Perde veya Zeki Müren’in Filmografisi…

Bir dönemin sonu…

 

V. Bölüm

Maksim Gazinosu

Zeki Müren ve Müzeyyen Senar 2…

 

VI. Bölüm

Gazinolar ve Zeki Müren….

Aspendos Konseri…

 

VII. Bölüm

Maksim ve Sonrası…

Cik… Cik… Kuşum…

 

VIII. Bölüm

O bir kez Aşkla Kavruldu…

Osman Kavran…

 

IX. Bölüm

Mutluluğun Tadı 1…, Arlan Alpar ve Sevgi Özüt…

Mutluluğun Tadı 2…,Fatoş, Meloş ve Diğerleri…

 

X. Bölüm

Zeki Müren’in İki Ameliyatı,,,

Sahnelere Veda…

İstanbul’a ve Berrin Hanıma Veda…

Dönülmez Akşamın Ufkundayız…

Son söz…

 

     ÖNSÖZ:

Bu kitabın önsözünü kitabın ismini bulmadan yazmayacaktım. 26 Nisan benim doğum günümdü. Tüm aile toplanmıştık. Dostlar, eksik olmasınlar, onlar da beni yalnız bırakmamıştı. Ertesi gün seyahate çıkacağım için veda edip biraz erken ayrıldılar. Gece yarısını geçmişti yatağa girdiğimde. Tam iki saat uyku tutmadı. Kafamda aylardır yazdığım Zeki Müren’in hayat hikayesi vardı. Öyle kaynaklara ulaşmıştım ki, artık onu kendim kadar tanıyordum. Gözlerimde  hep onu canlandırabiliyordum. Varlığını hissedebiliyordum. Radyo’da söylediği 1951-1955 yılları arasında şarkılarını dinlerken, o saz heyetiyle birlikte önümde söylüyordu. Gazino programını dinlediğimde ise o yine gözümün önünde şarkılarını söylerken, ben izleyiciler arasındaydım. Günlük hayatında davranış biçimini ve yaşam şeklini adeta ezberlemiştim. O,  çok bilinen Zeki Müren’den çok farklı idi. Çünkü tam anlamı ile, eskilerin dedikleri gibi mazbut ev hayatı vardı. Muhteşem bir sanatçı idi ama, sade bir insandı. Aşağıda açıklayacağım gibi, benim yazacağım yaşam döneminde o da bir takım alışkanlıkları olan bir “insan” olarak yaşamıştı. Bu tarafı da bugüne kadar hiç kimsenin umurunda olmamıştı. Belki ilk defa sanatçılığı dışında sade bir yaşamı tercih eden Zeki Müren’i de tanımış olacaksınız.

Saati sonradan gördüm, 02.35’miş. Kafamdaki Zeki Müren sürekli bana mesaj veriyordu. Ama önce çıkaramadım. Dakikalarca yatağın içinde dönüp durdum. Aklımdan geçen hep aynı idi. Ne demek istiyor? Sağa dön, yok. Sola dön, yok. Artık sabırsızlanmaya başlamıştım. Herhalde bir an dalmışım. Karşımda idi. Ben ona, “Deminden beri ne demek istiyorsun Allah aşkına?” diye sordum, işte o zaman fısıldadı. “Bana sakın herkes gibi sanat güneşi deme, açıkçası hem sevdim hem de bıktım. Bana, ‘Aşkın Kavurduğu Güneş’ de, çünkü, zaten yazdın, gerçek bu,” dedi. Birden gözümü açıp yataktan fırladım.  Yarına bırakırsam belki unutabilirdim. Hemen bilgisayarımı açtım. 240 sayfasından fazlasını yazdığım kitabın ilk sayfasına,

 

“Aşkın Kavurduğu Güneş”

Zeki Müren

     Yazdım. Evet, bu ismi o istedi. İnanın bana… Böylece her şey yerli yerine oturmuştu… Artık yatıp uyuya bilirdim…

Bu kitap esas itibariyle Zeki Müren’in 6 Aralık 1931 yılda doğumundan başlayarak 45 yıllık bir dönemi, yani 1980 yılında sahne sahneleri terk ettiği 1980 yılına kadar olan dönemi kapsamaktadır.   Ancak anlatıma doğumundan başladığımı da ifade etmek isterim. Yani 49 yıllık dönem. Biyografi diyebilir miyiz? Belki. Daha doğrusu  49 yılı kapsayan biyografi. Yazdıklarımın çok büyük bölümünü okurlar ilk defa okuyacaklar ve görecekler ki karşılarında farklı bir Zeki Müren var.

Zeki Müren’i yazmaya karar verdiğimde karşıma iki farklı karakter çıktı. Yüceliklere tırmanan sanatçı Zeki Müren ile insan olarak günlük hayatını sürdüren Zeki Müren. Tüm Zeki Müren gerçekleri ile Zeki Müren’i tanımak toplumun hakkı.

Hayatta olduğu sürece Zeki Müren, sanatçı kişiliği öne çıkarılarak tanınmıştır. Sanatçı kişiliği arkasına sığınan Zeki Müren ise, olumlu veya olumsuz insani özelliklerini genellikle saklamıştır. Diğer taraftan, dönemin şartları gereği özellikle onunla çıkar ilişkisi olan kişiler, günümüze kadar gelen belgelerden anlaşıldığı kadarıyla, onun hakkında çok özel bir dil kullanmışlar ve methetme yarışına girmişlerdir. Esasında herkes her şeyi bilmekte ama bilmemiş gibi davranmaktadır veya davranmak mecburiyetinde kalmıştır. Zaten bizatihi Zeki Müren de bunun böyle olmasını sağlamak için elinden gelen gayreti göstermekten geri kalmamıştır.. Gerek sanat hayatı ve gerekse özel hayatı ile ilgili en ufak imada bile bulunanları yanından uzaklaştırmıştır.

Müzeyyen Senar’dan Zeki Müren’i çok dinlemiştim. Zaten bir kısmını da Müzeyyen Senar hakkında yazdığım iki kitapta, yani “Cumhuriyet’in Divası Müzeyyen Senar” ve  “Müzeyyen Senar Efsanesi” kitaplarında yazmıştım. Bu kitapta yeri geldikçe onlara da değindim. Müzeyyen Senar’ın Zeki Müren için anlattıkları,  kitabın içinde ayrı bölümlerde yer alacaktır.

Doğrusu 06 Aralık 2016 gününe kadar Zeki Müren hakkında kitap yazmak aklımın köşesinden geçmemişti. Eşim de aynı gün doğmuştu. Zeki Müren’den daha gençti. Eşimin doğum gününü kutlarken büyük oğlum Halil Dostal sözü Zeki Müren’e getirdi.

“Biliyor musun baba,” dedi, “eşimin teyzesi Ümran (Bir) Hanım ve onların büyük teyzesi Berrin Hanım, daha doğrusu Bedriye (Gençoğlu) Hanım  Zeki Müren sahneyi bıraktığı 1980 yılına kadar onun en büyük yardımcıları idi. Birlikte tam 25 yıl geçirdiler. Aynı evde yaşadılar. Berrin Hanım çoğu anlattıkları ile Zeki Müren’i  bize daha çok sevdirmişti. Özellikle son altı veya yedi yılda, yani 1980’e kadar Ümran Hanım teyzesi ile birlikte Zeki Müren’in evinde yaşadılar. Ancak benim bildiğim kadarıyla bu konuyu kimseyle konuşmadılar. Hatta bir kaç talebi önce Berrin Hanım’ın ve daha sonra da Ümran Hanım’ın reddettiği biliyorum. Senin isteğini kabul eder mi, bilemem,” dedi ve ekledi, “Berrin Hanım 1993 yılında bir trafik kazası sonucu vefat etti. Ümran teyzede  Berrin Hanım’ın Zeki Müren’le 1955’den itibaren yaşadıklarının hikayesi varmış. Zaman zaman Ümran teyze defterden bahsederdi. O defterde Berrin Hanım’ın, 25 yılda Zeki Müren’le yaşadıkların hikayesi olduğunu söylerdi. O defteri size gösterir mi onu da bilemem.”

Ümran Hanım Edremit’te yaşıyordu. Kendisini aradım. O  da bana Müzeyyen Senar’la ilgili yazdığım iki kitabı okuduğunu söyledi. Sonra da bugüne kadar kendisiyle bu konuda konuşmak isteyenlerin kabul etmediğini, ancak benimle görüşebileceğini söyledi. Açıkçası çok heyecanlanmıştım.

Ümran Hanım beni evinde kabul etmek nezaketinde gösterdi. Teyzesinin yazdırdığı defteri çıkarıp önüne koydu. Yaklaşık dört saat bittiğinde konuların bir kısmını görüşmüştük. Büyük bir şans eseri Zeki Müren’in son şoförü de orada yaşıyordu. Aktan Erdemer’le de görüştüm Onun anlattıkları için bir saat yeterli oldu. Çünkü çoğu Bodrum dönemini kapsıyordu ve benim konum dışındaydı.

Ümran Hanım’la birkaç kez görüştük. En az 20 kez telefonla da görüştüm. Onları da kayıt ettim. Telefon görüşmelerimiz daha çok bazı noktaların hatasız yazmam için ikinci veya üçüncü kez teyit etmesi içindi.

Bu görüşmelerimiz sırasında defterin gerçek hikayesini de öğrendim. Daha sonraki sayfalarda okuyacağınız gibi, Zeki Müren’den ayrılıp Edremit’te yaşarken Berrin Hanım yeğenine, “Senin bulunmadığın dönemle ilgili  yaşadıklarımın birçoğunu sana anlattım. Sen de dinledin. notlar aldın ama yeterli değil. Öyle bir zaman gelir ki, bakarsın ciddi bir şekilde Zeki Müren hakkında yazmak isteyen biri çıkar. Onun aç bakalım defterini, anlatayım, sen yaz. Gün ola, harman ola,” demiş.

Ümran Hanım’ım tüm anlattıklarını ses cihazıma aynen kaydettim.  Çünkü ileride anlatacağım gibi yaşanan olaylarla ilgili Berrin Hanım’dan kalan belgeler vardı. Bu belgeler İstanbul’daydı. Bu belgeleri getirdiğinde İstanbul’da tekrar buluştuk. Onları kitabın sayfaları arasında göreceksiniz.

Yine Zeki Müren’in yakın arkadaşlarından biri olan Arlan Alpar Bey’le Müzeyyen Senar nedeniyle zaten daha önceden tanışıyorduk. Kendisini aradığımda O, memnuniyetle yardımcı olacağını ifade etti. Arlan Bey’le evinde buluştuk.

O gün tam altı saat boyunca Zeki Müren’i konuştuk. Orada bir hazine ile karşılaştım. Hiçbir yerde bulunması mümkün olmayan müthiş bir Zeki Müren arşivi vardı. Belgeler, konser kayıtlarını, radyo kayıtları ve hatta bazı özel kayıtlarını dinledik. Hatta bir kayıtta Zeki Müren Arlan Bey için şöyle diyordu:  “Sevgili Arlan, en zor günlerimde bile yardımıma koşuyorsun. Ne mutlu bana, senin gibi bir arkadaşım var.”

Bu zamana kadar sahne hayatına baktığımız zaman, Maksim’de, Çakıl’da, Gar Gazinosu’nda veya Lunapark’ta program yaptı, şöyle başarılı oldu, böyle başarılı oldu diye yazılmıştır. Bu yazılarda hangi şarkıları okumuştur, izleyicilerle nasıl diyalog kurmuştur? Gazinodaki hava nasıldır? Bununla ilgi hiç bir bilgiye sahip değiliz. Zeki Müren 1980 yılında sahneyi bıraktığı yıl doğanlar bugün 38 yaşına vardılar. Tabii bugün yaşları bir hayli ilerlemiş kişiler o günleri ve o gazinoları hazırlamaktadırlar ama, yeni jenerasyonların da Zeki Müren’i ve onun sahnesini, halen gündemde olan şarkılarının nasıl icra edildiğini bilmeye hakları var. Arlan Bey bana tüm kayıtlarını açtı. Hiçbir ön yargıda bulunmadı. Hatta bunları bana ulaştırmak için çeşitli fedakarlık yaptı. Bu ara Faruk Onur Korzay Hoca’nın da yardımlarını unutmamız lazım. Tüm CD’leri, görüntü kayıtlar hep o hazırladı.

Gönül Yazar. sevgili Gönül Yazar her zamanki gibi bütün kalbini açarak Zeki Müren hakkında tüm bildiklerini bana aktardı. Onunla daha önce Müzeyyen Senar biyografisini konuşmuştuk.

Bu kitapla ilgili olarak daha henüz düşünce safhasındaydım. Bir akşam yemekte sohbet ediyorduk. Yakın akrabam (baldızım) Aytaç Arsay’a  Zeki Müren’den bahsettim. O bana, “Zeki’yi bana sormalısın ayol,” dedi, “benden üst sınıftaydı ama en az iki yılımızı Akademi’de beraber geçirdik.” Şaşırmıştım. 50 yıl boyunca aramızda Zeki Müren adı hiç zikredilmemişti. O kadar hoş şeyler anlattı ki, umarım siz de çok eğleneceksiniz.

Aşağıda okuyacağınız gibi, Çakıl Gazinosu’nun sahipleri Nevzat ve Behzat Şenyıldız kardeşlerdi. Nevzat Bey kapı komşumdu. Zeki Müren için bana zaman ayırması ricasında bulundum. Cevabı şöyle oldu: “Bu konuda bugüne kadar hiç kimse ile konuşmadım. Ancak siz yazarsanız seve seve anlatırım. Hatta sizden ricam lütfen Zeki Müren’i yazın. Onu toplumun iyi tanıması lazım. Ben ve kardeşim Behzat bu konuda yardımcı oluruz.” Bir gün komşumla oturduk. Uzun uzadıya anlattı. Zeki Müren dışında, Çakır, Çakıl ve Gar Gazinosu ile ilgili bilgileri de verdi. Bu bakımdan ileride araştırma yapacaklar için belge nitelikte. Behzat Bey, bu konuda konuşmak istemediğini söyledi.

Sevgi  Özüt Hanım Bodrum’da yaşıyor. Kendisini aradım. Bana Zeki Müren’le nasıl tanıştığının hikayesini anlattı. Çok ilginç.  Ancak Zeki Müren’le olan dostluğunun hikayesi ise bambaşka. O kadar orijinal ki… Sevgi Hanım sayesinde Zeki Müren’in çok farklı bir yönünü daha tanıyacaksınız. Kitabın birçok sayfasında Sevgi Hanım’ın anlattıklarıyla buluşacaksınız. Sevgi Hanım olmasaydı belki birçok Zeki Müren gerçeğini öğrenemeyecektik. Örneğin Aspendos konserini nasıl bu kadar detayı ile yazabilirdim ki. Okurlarımız onun anlattıkları bazı gerçeklere çok şaşıracaklar.

Yazmaya başlayınca gördüm ki, tüm konuştuğum bu kişilerden aldığım bilgi ve belgeler ve benim konularda yaptığım inceleme ve araştırmalardan sonra ortaya tümüyle farklı bir Zeki Müren çıktı. Ayrıca şöhret basamaklarını tırmanırken de farklı etkenlerin varlığı da dikkat çekici idi ve asla yazılmamıştı.

Zeki Müren’in bazen ima yoluyla ifade edilen, yaşarken değinilmekten dikkatle kaçınılan bir özel hayatı vardı. Bu konuda en çok beni şaşırtan, o  25 yıllık sanat hayatı boyunca, bazı gazeteler ona sayfalarını açmışlardır. Orada yazdığı yazılarda olsun, birçok gazeteciyle yaptığı söyleşilerde olsun gayet açık bir şekilde kendi tercihini ifade etmesine rağmen kimse  bunun farkına varamamıştır. Çünkü onlar Zeki Müren’den illa tek kelimeyle net bir cevap almaya çalışmışlar, Zeki Müren açıkçası hepsinden daha zeki olduğu için, asla başarılı olmamışlardır.  Ama okurlarımız, kendisinin de ifade ettiği gibi hayatının en büyük aşkını kitabın sayfaları içinde okuyacaklardır.

Onun sanatçı kişiliğine de saygı göstererek gerçekleri yazdık. Çünkü unutmayalım ki, o hassas bestelerin sahibi olan Zeki Müren bir aşk adamıydı. O aşkla beslendi. Zaten ondan kaçamazdı. Tercihi farklı olsa bile…

Okuyucular bugüne kadar hiç bilmedikleri bir Zeki Müren’le karşı karşıya kalacaklar. Onu çok seviyorlar, ben yazdıktan sonra da sevecekler, belki bazı kusurları ile birlikte. Birçok kez zikrettiğimiz gibi, o da bir insandı. O, o güne kadar sahne dünyasında yapılmayanları yapmış, her şeye rağmen narin vücudu ile çok büyük bir sahne yükünü 25 yıl süreyle taşıyabilmiştir. Üstelik 1955’ten itibaren, Beklenen Şarkı’yı filmini bir tarafa bırakırsak, 1971’e kadar 17 film de çevirmiştir. Düşünün gündüz film setinde çalışan Zeki Müren, gece 23.30’dan itibaren de en az bir saat izleyicilerin karşında olmak mecburiyetindedir. Tek başına. Bu hiç kolay bir şey değildir.

Türk musikisi ile ilgili sanat dünyasında bir mihenk taşı vardır. Zeki Müren dönemi.  Yazılırken kullanılan veya kullanılacak ifade şudur: Zeki Müren’den önce, Zeki Müren’den sonra.

TRT’de Gülgün Feyman’la yaptığı görüşmede kendi felsefesini anlatmış. Onu bilmemizde yarar var: “Ben insanlara hoşça vakit geçirmeyi düşünmedim. Şiirlerimde, bestelerimde, okuduğum şarkılarda, seçtiğim repertuarda, sahnedeki tutumumla ve de konuşmalarımla bir mesaj vermek istedim. O da insan sevgisidir.. İnsanların birbirlerini sevmelerini telkin etmek istedim.” Bu sözlerinin ne derece gerçek olup olmadığına sizler kitabı okuduktan sonra karar vereceksiniz.

Türk musikisi  Zeki Müren olduğu için daha zengindir. O çok büyük bir sanatkar. Hatta hepimizin bildiğinden daha büyük bir sanatkar. Onu da yine kitabı okuyarak şahit olacaksınız. Ne mutlu bizlere…

 

Bir Cevap Yazın