Müzeyyen Senar Efsanesi

tarihinde yayınlandı

Meyûs gidişin hasreti dağlar yeniden.

Hicranlı veda mevsimi ağlar yeniden.

Son nağmede bir nurlu Müzeyyen duyulur;

Her güftede, her bestede çağlar yeniden…

Yılmaz Karakoyunlu

 

Patiskaya gül işleyen kadınların mevsimindeydi.

Keklik ötüşlerini bilir de, ağlardı.

Kısık lambalı mahur akşamlarda…

Kim bilir hangi derdi, hangi umuda bağlardı.

Fi tarihli fotoğrafların içinden çıkıp, uzun hava çekerdi.

Burnunu çekerdi, gurbet türküleri duyunca…

Şimdi gönül mülkünün talan edildiği düzenin, yaşayan efsanesi…

Hüznün avlusunda geziniyor nefesi.

Adı Müzeyyen Senar !

Adresi; sesi !

Hakkı Yalçın

 

Eğer bir sanatçı şarkıyı hissetmeden okuyorsa, daha doğrusu kağıt üzerindeki notaları terennüm ediyorsa, o sanatçı ömür boyu bir köşede kalmaya mahkumdur.

Müzeyyen Senar

28 Ekim 1979

 

“Müzeyyen Senar’ın ilk yıllarındaki gibi bazen hüzünlü, bazen neşeli, bazen baştan çıkarıcı ve bazen anılara yollayan icra bulursunuz. Onun sesini dinledikçe, sadece bizim  yerküremiz altında  yaşadığını bilmemiz bizi  mutlu ediyor.”

Doğan Hızlan

 01 Temmuz 2004

 

O, unutuldukça hatırlanan ve hatırlandıkça da bitmeyen bir insandır.’ Türkiye daha uzun yıllar Müzeyyen Senar efsanesini konuşacaktır.”

Ergun Senar

29 Mayıs 2004

                                                          

 Yarabbi diyorum, “Bu kadın ben bunu bestelerken duyduklarımın ötesine gidiyor.”

Selahattin Erköse

 

“8 Şubat 2017 Çarşamba günü, “Müzeyyen Senar Efsanesi – O bir Devdi, Bir Devirdi” kitabıyla huzurunda olacağım hayatım. Biliyorum sevineceksin.”

Radi Dikici

 

 

İÇİNDEKİLER

 

İndim yârin bahçesine…

İyi ki doğdun…

Beni sana bağlayan…

Ben hep seni mazideki halinle tanırım…

 

Zamanı var ki her bezmim ararsın…

Şarkılar sizi söyler…

Yine o menekşe gözler aralı…

Yine yakmış yâr mektubun ucunu…

Çileli başımın bitmedi derdi…

Söyle sevgili, sevgili söyle…

Derdimi kimlere desem…

Ne zaman ansam onu ayaklarım dolaşır…

Haber gelmez gönül virane kaldı…

Benzemez kimse sana…

 

 

İNDİM  YÂRİN BAHÇESİNE…

Hançer-i ebrûsu saplandı dile
Gamze-i fettanı verdi velvele
Bilmiyor ah halimi ölsem bile
Söyle artık gönlünü alsın ele

 

Sevgili Müzeyyen Senar konserlerine çok kere Astik Ağa’nın bu kürdilihicazkâr şarkısı ile başlardı. Ben de ona saygım gereği kitaba bu şarkının sözleri ile başlıyorum.

 

Sevgili Müzeyyen Senar’la tanıştıktan sonra tam 37 yıl geçti. Onu kaybettikten sonra tam iki yıl. Özlemi giderek nasıl artıyor bilemezsiniz… Bazen düşünüyorum ben Tanrı’nın ne kadar şanslı kuluymuşum. Çünkü 35 yıl içinde hem Türk musikisinin asla bilemeyeceğim 75 yılını onunla yaşamış ve ondan dinlemiş, yazmıştım.

Tanrının hangi kulu, masanın bir başında o bir başında ben otururken ondan şarkılar dinlemiştir. Hangi şanslı kulu, aile fertlerinin bile bilemediği özelliklerini öğrenmiştir. Hangi şanslı kulu, İstanbul’a gelip onu evimde misafir ettiğimde, sabahlara kadar sohbet etmek şansını bulmuştur. Hangi şanslı kulu, hiç mektup yazmayı sevmezdi, ondan mektuplar almıştır. Hangi şanslı kulu, rahatsızlık dönemi dahil onu her zaman görme şansına sahip olabilmiştir.

Biyografi çalışmasının son yılıydı. İstanbul’da ofisimde çalışıyorduk. Yazımın da neredeyse sonlarına gelmiştik. Yazdıklarımı ona özetleyerek anlatıyordum.  Ona dedim ki, “Hayatım, biyografinin yapısı gereği ancak belirli şeyleri yazmak durumundayım. Kişiselleştiremem. Yorumda bulunamam. Ben dışarıdan elimdeki belge ve bilgilere göre objektif olmak durumundayım. Seninle yaşadığımız öyle olaylar var ki, onları yazmam mümkün değil.”

O da o zaman, örnek vererek, “Şunu, şunu  yazmazsan biyografi noksan olmaz mı?” diye sorardı. Ben de örnek verdiği olay için, “Esasında bahsettiklerinin tümünü yazmak mecburiyetindeyim. Ama bazen belki birkaç cümleyle, bazen de farklı şekilde. Çünkü seninle konuştuklarımız çeşitli kaynaklarla karşılaştırdığım o olay, ya farklı şekilde ifade edilmekte veya zaman farkı ortaya çıkmaktadır. Ben de doğru olanı yazıyorum,” diyordum. Kronolojik sırayı takip ettiğim için zaman zaman çok tekrar bazı olayları atlamak durumundaydım. Aksi halde bin sayfa yazmam gerekecekti.

Bir gün yine aynı konu açılmıştı, sonunda ona dedim ki, “Bütün bunları ayrıca not alıyorum. Eğer fırsatım olursa tekrar yazacağım.”

“Nasıl olacak bu, biyografiye mi ekleyeceksin?”

“Hayır, hayır…” Biz seninle kaç yıldır tanışıyoruz? Neredeyse 25 yılı buldu. Bu dönemde hep beraber ne güzel günlerimiz geçti, nelere şahit olduk. Bunları yazabildim mi? Hayır. Bence bir süre geçtikten sonra ben, benim tanıdığım Müzeyyen Senar’ı anlatırım. Ne dersin?”

“Vallahi bayıldım.”

“Ama galiba bir süre geçmeli, hemen olmaz.”

“Ölür müyüm kalır mıyım bilmem ama 10 yıl geçince mutlaka yazmalısın. Bu sana vasiyetim. Ay!… Şimdi heyecanlandım işte… 10 yıl ne demek, göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Benim hakkında yazacaklarını  şimdiden merak ettim…”

Şimdi bazen gülerek, bazen hüzünlenerek onunla geçirdiğimiz 35 yılı yazmaya başladım. Kitabın adı “Müzeyyen Senar Efsanesi ve O Bir Devdi, Devirdi”. 8 Şubat 2017 tarihinde, yani ikinci ölüm yıldönümünde yayımlanacak. Orada okurlar bambaşka, hiç bugüne kadar bilmedikleri “insan” Müzeyyen Senar’la karşılaşacaklar. Hataları ve sevaplarıyla. İnanın onu daha çok seveceksiniz.

O dönemi anlatırken onun bana anlattığı  önceki döneme ait bazı olaylara da geri döneceğiz. Ama kitap kronolojik bir sıra takip etmeyecektir. Bu kitapta okuyacaklarınız hemen hemen tamamı ilk defa yazılmış olacaktır. Büyük bir ihtimalle onu sevenler, ona hayran olanlar bir başka Müzeyyen Senar’ı tanıdıkça, özellikle bugün yaşları 13-18 olan sevdalıları, onu sahnede görememiş olmanın, onu canlı olarak dinlememenin ne kadar kayıp olduğunu anlayacaklardır.

Ayrıca şunu da kaydetmek isterim. 2001-2004 yılları arasında kitap için birlikte çalıştığımız sırada tüm anlattıklarını o günün teknolojisine uygun olarak önce ses kayıt cihazına kaydetmiş, sonra 40 kadar kasete aktarmıştım. Bendeki bazı görüntülerinin kayıtları bugüne kadar hiç yayınlanmadı. Örneğin, 2005 yılındaki 24. Tüyap Kitap Fuarı’nda kitabının imza gününe katılmıştık. Ama imza öncesi birlikte katıldığımız izleyicilere de dört şarkı söylediği bir saat süreli toplantının bende kayıtları vardır. Tahmin edeceğiniz gibi  hiç yayınlanmadı..

Örneğin çok sık tekrar ettiği bir söz vardı:

“Ben keşke diğer hanımlar gibi Ayşe, Fatma  ve sadece evimin kadını olsaydım.” Bununla kastettiği ünlü olmanın ona getirdiği ki, zorluklardı. Yani zaman zaman sade bir insan olmayı özlerdi. Ama ben onun bu yaşamı tercih edeceğine asla inanmadım. Çünkü o sahne tozu yutmuş bir Müzeyyen Senar olarak mutluydu.

Kitabın son baskısına kadar, ne kadar ısrar edersem edeyim yayınevleri nedense Müzeyyen Senar’ın resimlerini renkli basmayı hiç kabul etmediler. İşte bu kitapta tüm resimler, çoğu ilk kez yayınlanmak üzere tümüyle renkli. Unutmayın bir kısmı da özel.

Bu kitapta Müzeyyen Senar’ın çok yakınında olan ve onu çok yakından tanıyan, hatta yaşamının bir parçası sayılabilecek Arif Tombul, yeğeni Tamay Yeğin, Sarper Gürol, Sencer Senar, Mustafa Tünel, Arda Doruk, Ali Onur Kılıç, Fikriye Şule gibi daha önce bu konuda isimleri geçmeyen kahramanları da tanıyacaksınız.

Ayrıca Safa Önal, Cemil İpekçi, Erkan Yolaç ve Ünsal Kubat’a, Müzeyyen Senar’la ilgili olarak benimle paylaştıkları o harika bilgiler için teşekkürlerimi sunarım.

Ayrıca Yılmaz Karakoyunlu ve Hakkı Yalçın’a harika rubaisi ve şiiri için teşekkür ederim.

Tüm Müzeyyen Senar sevenler, rahatsızlığı sırasında titizlikle bakımın sağlayan Darüşşafaka Kurumu’na, Özel Bodrum Hastanesi’ne, son on gününü geçirdiği Ege Üniversitesi Hastanesi’ne ve Prof. Dr. Fehmi Akçiçek ve ekibine teşekkürlerini sunmaktadır.

Daha önceki kitabın son baskısında Müzeyyen Senar’ın hayatının son beş yılı yoktur. Bu kitapta, merak etmeyin o kadar hüzünlü değil, yine o muzip Müzeyyen Senar’ı bulacaksanız.

 

Bir Cevap Yazın